Tekneyle yola çıkmak illa ki dünya turu yapmak değildir /Hakan ÖGE

Gençliğimde oldukça yoğun şekilde bisiklet sporuyla uğraşmıştım. O dönemde insanlara spor yaptığımı söylediğimde bana hangi kulüpte oynadığımı soruyorlardı. 
Çünkü spor denince akıllarına sadece futbol geliyordu. Bugün yelkenli bir tekneyle yola çıkma kavramı da buna benziyor biraz. Herkesin kafasında bu “dünya turu” olarak canlanıyor. 
Şimdiye dek bir kişiden bile “teknemi alıp basıp gideceğim” ya da “şurayı çok merak ediyorum, teknemle gidip bir süre oralarda vakit geçireceğim” diye bir şey duymadım. Bir “dünya turu” modası almış başını gidiyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse ben de bu modadan nasibimi aldım. Benim için de yola çıkmak, varsa yoksa dünya turu anlamına geliyordu. Fakat yolda öğrendim, değiştim. Hayatlarını denizlerde geçiren insanlarla tanıştım. 30 yıldır denizde olmasına, dünyanın bir çok yerine gitmiş olmasına rağmen dünya turu yapmamış denizciler gördüm.

Ben dünya turu yapmak için yola çıktım ve turu bitirerek geri döndüm.(Hakan Öge Mardek 2004-2007) 

Fakat bunu planladığım sürede yapabilme uğruna asıl ilgimi çeken yerlerde vakit geçirememiş, beni hiç ilgilendirmeyen yerlerde de yolumun üzerinde olduğu için mecburen gereğinden fazla zaman geçirmiş oldum.
Uzun okyanus geçişlerini sevmediğimi, kısa süreli, en fazla 1 haftalık seyirleri sevdiğimi, soğuk yerleri sıcak, tropikal adalara, dağlarla çevrili koyları kumsallara, doğanın bozulmadığı, ıssız bölgeleri her türlü servisi bulabileceğiniz turistik merkezlere tercih ettiğimi gördüm. Dünya turunu tamamlamak için yoldaydım ve zamanım kısıtlıydı. Bu yüzden yolculuk kimi zaman benim için gereksiz ızdıraplara dönüştü.
Artık ne istediğimi biliyorum. Bir daha tekneyle yola çıkarsam dünya turu amacıyla değil, hoşuma giden, beni çeken yerlerde zaman geçirmek amacıyla çıkarım.
Dünya turu düşüncesine saplanıp kalmak belki de yola hiç çıkamamanıza neden olabilir. Bir kere, dünya turunu tamamlayabilmek için zamana ihtiyacınız var. En az 2 sene ayırmanız gerekiyor. Bu süre olabilecek en hızlı tempo ve ralliler hariç kimse bu hızla dolaşmıyor.
Mantıklı olan 4-5 sene. Halbuki önceden belirlenmiş yerler ya da amaçlar çok daha kısa sürede gerçekleştirilebilir. Hedefiniz Akdeniz turu, Kızıldeniz turu ya da Atlas Okyanusu turu olabilir pekala. Ama eğer gerçekten vaktiniz ve yeterli paranız varsa ve zamanınız kısıtlı değilse dünya turuna çıkabilirsiniz elbette.
Yine tekrarlıyorum: tekneyle yola çıkmak illa ki dünya turu yapmak değildir.

Hakan Öge;
 Mardek isimli teknesiyle 2004 yılında tek başına dünya turuna çıktı. Macellan’ın geçtiği Horn Burnu’nu dolaşan ilk Türk oldu. Ancak onun hayatını masalsı yapan yalnız bu kısmı değildi. Dünya turuna çıktıktan 7 ay sonra Sophie adındaki hayat arkadaşıyla okyanusun göbeğinde tanıştı; Pasifik’in ortasında evlendi!



Mardek'in Teknik Özellikleri
Tam boy (LOA)9.6 metre 
Su hattı (LWL)8.50 metre
Genişlik 3.20 metre
Su çekimi 1.80 metre
Deplesman 3 ton 600 kilogram
Salma1ton 350 kilogram
Yelken Alanı 50 metrekare
Motor Yanmar 27 beygir
Mazot deposu 120 litre
Su deposu 200 litre
Ortalama seyir sürati 6 deniz mili
Dizayner Groupe Finot
ÜretimNotika 
TeknikMalzeme Fiberglas, epoksi


Denizhaber'e verdiği röportajda Hakan ÖGE anlatıyor..


Ordu’da doğdum. Evimiz deniz kıyısındaydı, arkamızda dağdı. Çocukluğum sokakta, doğayla içiçe geçti. Spor hayatım da bu ortamda bisikletle başladı. 15 yaşlarında halka açık bir bisiklet yarışmasında birinci oldum. O günden beri de spordan kopamadım.

Babam Ayhan Öge diş hekimiydi. Bir de Ordu’da da 2 sineması vardı. Ben de kameralara, fotoğraf makinelerine çok düşkündüm. Dağlara gider fotoğraf çekerdim. İstanbul’a yerleşince Saint Joseph Fransız Lisesi’ne gidiyordum. Okulda herkes mühendis, turizmci olmak isterdi. Bense meslek olarak babama jest olsun diye diş hekimliğini seçtim. Ama aklım sporda ve fotoğrafçılıktaydı. 
Üniversitede dağcılıkla fotoğrafçılığı birleştirdim. Çocukluğumdan beri National Geographic’i takip ediyordum. Atlas diye bir dergi kurulacağını duyunca hemen başvurdum. Benimle ve fotoğraflarıma çok ilgilendiler. Benim de diş hekimliği dışında fotoğraf ve dergicilik hayatım başlamış oldu, adeta zehirlendim!
 Yabancı dilim olduğu için yurt dışını yakından takip ediyordum. Yurt dışındaki yaşıtlarım benim gibiydi. Ama Türkiye’de elbette maceracı yönümle sivrildim. Belki de kimse olmadığı için...
 Atlas’a fotoğraf çekerken yamaç paraşütüyle uçmaya başladım. Baktım bunun bir de motorlu versiyonu var, adı paramotor. O güzel doğa görüntülerini yakalamak için helikoptere çok para dökmek gerekmiyor. Atlas’la bunu paylaştım. Bayıldılar fikre. Atlas’taki şartlar ilerleyince diş hekimliğine de ara vermek istedim. Zaten muayenehane var, istediğim zaman dönerim dedim.

Tekne çocukluk hayalimdi. Sadun Boro’dan çok etkilenmiştim. Atlas’ta çalışırken arkadaşımın tersanesinde teknemi yapmaya başladık. Ancak tekneyi suya indirince kaza geçirdim. Ayağımı kırdım. Kırık ayakla fotoğraf çekemeyince muaynehaneye döndüm. İyileşince Atlas’a destek olmasını ve dünya turu yapmak istediğimi söyledim. 
Çünkü o sırada evliliğim bitmişti. Orta yaş sendromundaydım. Tam zevk aldığım işi yapıyordum ki kaza geçirdim, zorunluluktan diş hekimliğine döndüm. Ciddi bir hayat değişikliği yapmak istiyordum. Atlas da önerimi kabul edince, destek olunca kendimden emin oldum.

Türkiye’den çıkarken bana kahraman muammelesi yapıldı. ‘Delisin’ dendi. Ama yollarda benim gibi tek birçok kişi gördüm. Meğer Türkiye’de dünya turu abartılıyormuş! 70 yaşındaki bir adam bile emekliliğinde eşiyle dünya turu yapabiliyormuş. Yalnızlık konusuna gelince... Seyir yaparken problem yok ama limanlarda yabancılık, yalnızlık çöküyor.
 Asosyalim. Gidip insanlarla kaynaşamam. Hep zamana ihtiyacım vardır. Limanlarda yalnız başına bu maceranın yapılamayacağını anlıyordum. Hep içimden ‘ileride bu işi sevdiğimle yapacağım’ diyordum. 

İlk Sophie’yle değil, ailesiyle tanıştım. Yeşil Burun Adaları’na tekneyi demirledim. Katamaranla dünyayı gezen Belçikalı Catherine ve eşiyle tanıştım. Catherine’in kardeşinin de onlara katılacağını söylediler. Tanıştıktan iki gün sonra kardeşi Sophie geldi.
Catherine 50 yaşlarında bir kadındı. ‘Kardeşi de onun yaşlarındadır’ diyordum. Catherine diş hekimi olduğumu bilmediği için ‘kardeşim de senin gibi fotoğrafçı’ diyordu. 33 yaşında çok güzel bir kız olan Sophie’yi görür görmez çok etkilendim. ‘Fıstık gibi kızmış’ dedim...Catherine Sophie’ye ‘Seni biriyle tanıştıracağım’ diyerek çıtlatmış. Sophie pek ilgilenmemiş. Catherine beni yemeğe davet edince tanıştık ve çok iyi anlaştık. Birkaç gün içinde ilişki gelişti. 10 günü birlikte geçirdik.
Ben onları bırakmak zorundaydım. Sponsor bekliyor, gezmem gerek. ‘Okyanusu geçince Martinik Adası’nda tekrar buluşalım’ dedik. Seyir halinde hep yazıştık. Onlar benden bir gün sonra yola çıktı, aramızda birkaç yüz mil var, rotamız farklı. Birlikte yol alamadık. Ama kısmet, kader... Her şey bambaşka gelişti. Bir akşam uyuyamıyorum. Okyanusta kimse yok. Bir sallantıyla uyandım. “Ben Mardek” diye anons yaptım. Meğer Sophie’lerin teknesi yanımdaymış.
Şaşırdık. “Sabah olunca ben size kahvaltıya geleyim” dedim. Ama sabah çok rüzgar vardı. “Tekneyi okyanusun ortasında bırakıp gelemem, siz bana Sophie’yi yollayın” dedim. Şişme botla, arada iple Sophie’yi bana yolladılar, kucaklaştık. 10 dakika geçti, “Onlar 2 kişi bense tek başınayım. Sophie’yi hiç bırakmak istemiyorum” dedim. Sophie “Ben de seni bırakmak istemiyorum” dedi. Ve kalış o kalış! Sophie’yle birlikte yola devam ettik.




Hemen telefon açtım. “İsterseniz projeyi hemen bitirelim” dedim. Özcan Yüksek Atlas’ın Genel Yayın Yönetmeni “Oğlum asıl haber bu; Atlas’ta kullanalım bunu” dedi. Toplam proje 2 yıldı. 3 yıla çıkardık. Biraz daha heyecanlı hale getirmek için rotayı değiştirdik. Panama Kanalı’ndan geçen ilk Türk teknesi olalım dedik. Panama’nın hava şartları kötüdür, az insan vardır. Panama Kanalı’ndan Pasifik’e geçerek heyecanlı bir rota izledik. 3 yılın 2 buçuk yılını da Sophie’yle tamamlamış olduk.
İki gün sonra hava kötüledi. 1 hafta boyunca o havayla mücadele ettik. Yelkenin bir parçası kırıldı. Çok aşığız biribirimize, atlattık. Ama o maceralı bölüme gelince daha da ağır geçti. İki ay rüzgara karşı gitmemiz gerekti. Ciddi yorucuydu. Sophie ağlama krizi geçirdi. Bıkkınlık ve yorgunluk çöktü üstüne. Ben de sorumluluk almıştım. Hem mutluyum hem de “keşke almasaydım” diyorum. O yüzden Sophie’yi son 1 ay Belçika’ya yolladım. Bir yandan da özledim. 
Ölümle burun burununa gelmeyi de Pasifik’te yaşadık. Samua’dan çıktık, 1 haftalık bir yol kat etmemiz gerekiyordu. Çok sert bir hava vardı. Kaçacağımız yer yok. Büyük dalgalarla sert havayla mücadele ettik. Hep takla atma korkusu vardı. Yelkenimiz suya girip çıkıyordu. Sophie bana “Varacak mıyız?” diye sorduğunda, “Bilmiyorum” diye yanıtladım. Çünkü hayatta kalamayız sanıyorduk.
Dua edemiyorsunuz. Yaşamak için büyük mücadeledesiniz çünkü. Ama öyle bir durumdan kurtulunca insanın kendine güveni geliyor.
 Çok enteresan. Doğanın ritmiyle yaşıyorsun bir kere. Saatlerle değil, mevsimlere göre plan yapıyorsun. Hep havadurumu takip ediliyor. Ölümle burun buruna geldiğimde de şunu hissettim. Karada yaşanan en büyük stres bile aslında doğal olmayan sıkıntılar. İflas etseniz de ucunda ölüm yok. Ama doğada hayatta kalma içgüdüsü gerçek. Orada kaybederseniz ölüyorsunuz, başka yolu yok.
Baktık tartışmasız 1 sene geçti “Evlenelim biz en iyisi bu bir işaret” dedik. Dönmeyi beklemeden, Pasifik’in ortasındaki Tuamotu Adaları’nda okyanus ortasında yüzüklerimizi geçirdik. Etrafta hiçbir şey yoktu. Kaptanın nikah kıyamaya hakkı var derler ya. Ben kaptandım, şahitlerimiz de balıklar oldu. İlginç olan okyanusta tarihle ilgilenmediğimiz için hatırlamıyoruz. 21 Haziran civarıydı diyoruz. Gerçek nikahı ise dönünce Belçika’da yaptık.İnsanlara dışarıdan bakıyormuşum gibi hissettik. Panik, korku herkeste var. Vapur kaçırılıyor insanlar stres yapıyorlar, biz anlam veremiyorduk. Düşünsenize 3 yıl insanlarla kontağımız kopmuş neredeyse. İnsanlar birbirine yalan söylüyor, şaşırdık. Sonra nereye gideceğimize karar veremedik. Türkiye’de herkesin yaşadığı problemler bizim de başımıza geldi. Bir süre hep trafikten kaçmak için bisiklete bindik, daha yeni araba aldık.




Dünya turunu tamamlayınca birçok kişi çektiği ızdırabı unutur. Okyanus geçmek öyle kolay değildir, çok sevmek ve kafayı takmak gerekir. Yazılan kitaplar insanları teşvik ediyor. Yaşadıkları zorlukları insanlar herhalde unutuyorlar ve yazmıyorlar. Biz döndükten sonra ‘Macellan’ın izinde Mardek’in Seyir Defteri’ ve ‘Duygulara Akmak, Mardek´in Dünya Turu’ diye iki kitap yazdık. Kitapların yarısı çok güzel şeyden bahsediyor, yarısıda çektiğimiz ızdıraptan. “Gerçekler budur” diyoruz!

SOPHİE : ‘TÜRKİYE’YE ALIŞMAKTA ÇOK ZORLANDIM...’

Belçika’nın Anvers şehrinde doğdum. Bir fotoğraf ajansı için yarı zamanlı fotoğrafçılık yapıyordum. Zaten hiçbir yere kendimi bağlayamıyordum. Öyle ki, iş yaptığım yerle kontratım bile yoktu. Hep, “bir gün bir şey olacak ve hayatım değişecek” diyordum. Ablam Catherine’in eşi beni yanlarına çağırınca, gitmek istedim. Giderken içimi tarifi imkansız bir heyecan kapladı. Belliydi, bir şey olacaktı, ve benim hayatım kökten değişecekti.
Hakan’la kalmaya karar verdiğim gün patronumu aradım. Kontratım olmamasına rağmen bir daha gelemeyeceğimi söyledim. Doğduğumdan beri bu macerayı beklediğimi anladım. Hakan’la karşılaşacağım varmış.
Çook çook zordu! Özellikle ilk altı ay, dil bilmiyordum, çok zorlandım. Şehir içinde trafiğin olduğu, kornaların duyulduğu, tren sesinin geldiği bir semtte yaşıyorduk. Arada bir parkalara gidiyorduk. Ama yine şehrin kaosuna geri dönüyorduk. 8 ev değiştirdik, ama sessiz sakin hiçbir yer bulamadık. Bu arada kursa gittim Türkçe öğrendim. Sonunda Heybeli Ada’daki bu Rum evini bulunca huzuru buldum.
Hakan’la mutluydum. Ama beni okyanus tuttu. Hem de 2 ay boyunca, felaketti. Hep uyudum ve hiçbir şey yapmak istemedim. Sanki komaya girmiştim. Sonrasında Belçika’ya gittim zaten.
Ailem Hakan’ı başta “Serserinin teki, kızı aşık etti kendine” diye düşündüler. Ama Hakan’ı tanıyınca çok sevdiler.
Bize göre aynı dindeniz. Çünkü hayatı aynı şekilde algılıyoruz.
Çalışmıyorum. Bir kitap çalışmam var.
Hakan sabahları Kadıköy’e muayenehaneye gidiyor. Televizyonsuz bir hayatımız var. Seyredecek bir şey bulamıyoruz. İnternet televizyonumuz. O işten gelince film seyrediyoruz, yürüyüş yapıyoruz, bir şeyler okuyoruz. Arada da çoğunluğu yabancı olan arkadaşlarımla görüşüyorum.

Gelecek hedefimiz;15 metrelik alüminyum bir tekneyle Kutuplar’a gitmek istiyoruz. Marmaris Yat Marin Sponsorluğu’nda teknemiz yapılıyor. 
İleriki günlerde ya Kapadokya ya Belçika ya da Fransa’da geniş arazisi olan bir yerde yaşamak istiyoruz.

devamını oku →

İZMİR YELKEN AKADEMİSİ

2002 yılında yelken sporunda 1.000 in üzerinde milli olmuş 2004 Atina Olimpiyatlarında ülkemizi temsil etmiş bir çok ulusal ve uluslararası yat ve yelken yarışında madalya ve kupalar kazanmış Kaan ÖZGÖNENÇ tarafından İzmir de kurulan ilk Yatçılık ve Yelken okulu olan İZMİR YELKEN AKADEMİSİ her geçen yıl yat ve yelken camiasına yeni yelkenci ve sporcular kazandırmaya devam ediyor.


Bünyesinde bulunan tekne sayısını her  yıl  arttıran İZMİR YELKEN AKADEMİSİ; yat ve yelken eğitimlerinin haricinde yetiştirdiği sporcular ile yılın 37 haftasında en az bir tekne ile yat yarışlarına katılarak kursiyerleri ile önemli organizasyonlarda yer almaya devam etmektedir.

Kendi internet sitelerinde Akademi; farklılıklarını aşağıdaki şekilde listeliyor...

• Yelken sporunu sadece çocukların değil, 7den 70 e isteyen herkesin yapabileceğini gösteriyoruz

• Yelken sporunu seviyor ve sevdiriyoruz
• Denizi sevdiriyor ve koruyoruz
• Bilgili, bilinçli yelkenci ve denizciler yetiştiriyoruz
• Yelken sporunun sağladığı dostluklar ve ekip uyumunu kazandırıyoruz
• Kurumlara ve çalışanlarına yelken sporunun kriz anında problem çözümü, ekip uyumu ve iletişimi geliştirici özelliklerini aktarıyoruz
• Stresten ve monotonluktan uzaklaşarak huzur dolu farklı bir hobi edindiriyoruz
• İzmir’de yetişkinlere yat ve yelken eğitimi veren ilk firmayız,
• İzmir' de 12 ay boyunca yat ve yelken eğitimi veren tek firmayız,
• 8 metreden 12 metreye kadar 5 adet farklı özelliklerde teknemiz mevcut,
• Tüm eğitimlerde, kendi dershanemizde sunum, fotoğraf ve video destekli teorik sınıf eğitimleri veriyoruz,
• Tüm eğitimlerde, deniz çalışmalarında verimlilik sağlamak için gruplarımıza 5 kişiden fazla kursiyer almıyoruz (yarış ekipleri hariç),
• Temel seviyeden itibaren Navigasyon ve Harita eğitimi veriyoruz,
• Can güvenliğinin ön planda olduğu eğitime uygun hava şartlarında eğitim yapıyoruz,
• Geçmişi başarılar ile dolu tecrübeli milli yelkencilerden oluşan eğitmen kadromuz mevcut,
• Türkiye Yelken Federasyonundan Eğitmenlik Belgesi olmayan eğitmenler çalıştırmıyoruz.
• Bugüne kadar 3.000’den fazla kursiyer yetiştirdik.

İletişim Bilgileri : www.izmiryelken.com / 0232 484 64 65 - 0539 455 3060

devamını oku →

Pupa Yelken / Kısmetin Dünya Seyahati / Sadun BORO


Pupa Yelken;  Sadun Boro'nun Kısmet adlı teknesiyle yapığı dünya seyahatini anlattığı kitabıdır. İlk olarak Hürriyet gazetesinde tefrika edilmiştir. 


İlk baskısı 1969 yılında yapılmıştır.

Sadun Boro'nun "Kısmet" teknesiyle yaptığı tam dünya turu önce o yıllarda Hürriyet gazetesinde günü gününe tefrika edildi. Bu gazete yazıları daha sonra 1969 yılında Günaydın gazetesinin basım tesislerinde kitap haline getirilerek yayımlandı.

Kitap 2000 yılından sonra tekrar basılmıştır.
Son baskısı, 2013 yılında Denizler Kitabevi tarafından yapıldı ve 35 dk.lık bir CD eklendi.
Boro'ların, o yıllarda kendi seslerini bir teybe alarak oluşturduğu kayıtların bulunduğu CD, Galapagos Adaları'nda foklarla yapılan keyifli bir röportajla başlıyor. Pasifik geçişinde yaşadıkları, Markiz Takımadaları'ndan Nukuhiva'da demirlediklerinde gördükleri ve ardından Pasifik'in incisi Tahiti Adası'ndaki maceraları ile devam ediyor.  Bu nostaljik kayıt şarkılarla son buluyor. 
Sadun Boro hayatta en büyük hayali olan dünya seyahatini; 1963'te Salacak'ta, Athar Beşpınar'ın atölyesinde kızağa konan 10.5 m. boyundaki "Kısmet" adını verdiği teknesiyle gerçekleştirdi. 
Bu aslında onun ilk açık deniz yolculuğu değildi.  
Sadun Boro, önce 1952'de bir İngiliz maceraperestle birlikte Ling adlı 11 metrelik yelkenli ile Amerika'ya kadar uzanan ve 6 ay süren bir seyahat yaptı. 1965'te ise eşi Oda ve Kanarya Adaları'nda aralarına katılan Miço adını verdikleri kedileriyle birlikte, 10,5 metrelik Kısmet yelkenlisi ile 2 yıl 10 ay süren dünya seyahatine çıktılar. 22 Ağustos 1965–15 Haziran 1968 tarihleri arasında gerçekleşen seyahatin güzergâhı; İstanbul-Cebelitarık-Kanarya Adaları-Barbados-Karayip Adaları-Panama Kanalı-Galapagos Adaları-Markiz Adaları-Tuamotu Adaları-Tahiti ve Rüzgâraltı Adaları-Tonga Adaları-Fiji Adaları-Yeni Hebrid Adaları-Yeni Gine Adası-Torres Boğazı-Timor Adası-Endonezya-Singapur-Bengal Koyu-Seylan Adası-Arap Denizi-Kızıldeniz-İsrail ve İstanbul idi.

Sadun BORO pupa yelken'in 2000 yılındaki tekrar basımına ilişkin olarak diyor ki;"Otuz beş yıl gibi uzun bir aradan sonra "Pupa Yelken"in yeni baskısını hazırlarken, o günü yaşamamış okurlarımız için seyahatimizin basında ve toplumumuzdaki yankısından, amatör denizciliğimize etkisinden biraz bahsetmek istedim.
Ayrıca kitabın arkasındaki "Geçen Yıllar" bölümünde o günlerden bu yana hem bizim hayat hikayemizi, hem de değişen yaşam koşullarının uzun deniz yolculuklarını nasıl etkilediğini ve bu gelişmenin neler getirip neler götürdüğünü bulabilirsiniz.
Kitabın birinci baskısı o zamanın en modern Vebofset baskı tekniği ile Günaydın gazetesinin matbaasında gazete kağıdına basılmıştı. Yeni baskısı günümüz dijital ortamında gelişmiş teknikle yapıldı. İçeriğinde hiçbir değişiklik olmadı. Arka sayfalarındaki ilanların yerine yolculukla ilgili gazetelerde çıkan haber ve röportajları koyduk. Bazı önemli gazete küpürlerini o günleri yaşayamayan gençlere göstermek istedik.
O günden bu yana sayıları hiç de küçümsenmeyecek kadar çok insan Pupa Yelkenden esinlenerek küçük veya büyük bir tekne sahibi oldu, denize adımını attı, ondan istifade etmeye çalıştı. Hatta bunlardan bazıları gönderinde veya gurcatasında ay-yıldızlı bayrağı dalgalanan kendi yelkenlileriyle dünya seyahatlerini muvaffakiyetle tamamladı. Bugün daha birçokları dünyanın dört bir yanında dolaşıyor, yenileri çıkmaya hazırlanıyor.
Kısmet ve Pupa Yelkenin amatör denizciliğimizin yeşerip, gelişmesine bir nebze katkısı olduysa ne mutlu bizlere. Yavaş da olsa amacımıza ulaşmanın bahtiyarlığını yaşıyoruz.."



Muğla'nın Bodrum ilçesinde Okluk koyunda teknesinde yaşayan 85 yaşındaki Boro, 1964 yılında İstanbul'da yaptırdığı 10,30 metre boyunda 3,20 metre genişliğindeki Kısmet'i 2010 yılında Rahmi Koç Müzesi'ne bağışladı.

Yaşamının en güzel günlerini, yaklaşık 45 sene kullandığı ''Kısmet'' teknesinde geçirdiğini belirten Boro;
''Bu tekne ile 1965 yılında 3 yıl süren dünya turuna çıktım. En güzel, en manalı günler, aylar, yıllar 'Kısmet'in içinde geçti. Onunla tayfunları, en şiddetli fırtınaları yaşadık. Pasifik'te mehtabı seyrettik. Hepsi 'Kısmet'in sayesindeydi. Sevdiğim bir tanemden ayrılıyorum. Zaten satılmayacak, bir müzeye bağışlanacak demiştim. Artık yaş ilerliyor. 'Kısmet' bir uzun yol teknesi olarak yapılmıştı. Seyahatte çok rahattık.'' Yaşamının geri kalanında yeni yaptırdığı tekneyi kullanacağını, Kısmet' den ayrıldığı için büyük üzüntü yaşadığını vurgulayan Boro, şöyle devam etti: çok acı bir duygu. 'En doğru karar bu olsa gerek' dedim kendi kendime. Yeni yaptırdığım tekne rahat tabii. Duşu, tuvaleti, kaloriferi, buzdolabı daha ev gibi. Bu saatten sonra nasılsa uzun yola gidecek değiliz. Daha rahat şartlarla 20-30 sene de onu kullanırsak geçer, gider. 
Kendisi 45 sene binlerce insana denizi sevdirdi, denize çıkmasına vesile oldu. İnşallah bundan sonra da genç yavrularımıza deniz sevgisini, açık denizlere yelken açma merakını orada aşılayabilirse görevine devam etmiş sayılır.''   


Kısmet, bugün İstanbul-Hasköy'deki Rahmi Koç Müzesi'nde sergileniyor.

devamını oku →

Demirlemede önemli noktalar...Ve Bosa Kilit kullanılması..

Irgatlar ve vinçler yük kaldırır ancak darbe kaldırmazlar.

Yazı ve fotoğraf alıntıdır..
Teşekkürlerimizle..Sn. Haluk IŞINDAĞ / www.denizce.com 



Eğer kıç koltuğunuzu vinçlerinizden yararlanarak toplamışsanız, işi bitince yükü vinçten koçboynuzu veya baba-lara aktarın.
Irgattaki zincir özellikle rüzgarlı havalarda teknenin yanal dönüşlerinden ve sağnak darbelerinden dolayı gerilir. Irgat ana eksenine zarar verebilir. 

Tüm bunları önleyebilmek için "Bosa" kilidi vurmakta yarar vardır.

Takılışı, çözülüşü, gerektiğinde ayarı değiştirilmeden çözülüp demir konumu değiştirilip tekrar yine saniye mertebesinde takılabilmesi, zincirin loçasında her tür işleme hazır beklemesi nedeniyle önerim; r
esimde gösterilen biçimdeki "Bosa Kilit"lerinin kullanılmasıdır.
Bağlantısı güverte altındaki ayak kumandaları güvenlidir. Altın kontaktörlü olsa dahi el kumandaları, hele takıp-çıkartma zorunluğu varsa eğilme, kırılabilme ve oksitlenme riskine açıktır.
Zincir sayaçları pahalı ve genelde yukarıdaki - diğer nedenlerden dolayı bozulmaya yatkındır. Kumandaların sadece sayaç niteliğinden yararlanmak için korunaklı biçimde dümen başına alınması yararlı olabilir.

Zincir saymak için en güvenli yol, ırgatın 30 saniyede kaçmetre bıraktığının bilinmesidir.

Dikkat !!! 

* Toplayamayacağınız demiri atmayın
* Güvenli en sığ yeri tercih edin.
* Salınım yarı çapında (Toplam zincir uzunluğu - derinlik + tekne boyu) çapariz olmamalıdır (sığlık, başka tekne...)
* Saçak altın "çok yakın" bölgelerde tekneler... Sağnak yapısına göre farklı yöne dönebilirler. DİKKAT...!
* Özellikle demir toplarken ve atarken motor en az 1500 devirde çalıştırılmalıdır
(1500 devirde elektrik üretmeyen dinamo neredeyse yoktur)
20 metreden daha az zincir bırakmayınız.
Yelkenli ve havaleli teknelerin kaloma miktarı en az "5" katı olmalıdır.
* Demirleme bölgesi, önceden iskandil edilmeli ve dip yapısı ve oluşumu belirlenmelidir.

* ÖNEMLİ: Rüzgara baş verilmeli demir bırakılmalı ve "hiç zorlamadan" rüzgar yönüne kaçarak demirin serilmesi sağlanmalıdır.

* Tornistan (Turn to astern) ile zincir + demirin sınanması ancak bundan sonra yapılmalıdır. Aksi halde özellikle erişte zeminlerde çok rahatlıkla hiç istemediğiniz bölgelere doğru uzaklaşabilirsiniz.
* Çok salınan teknelerde Bumba uçuna, Balançina yönüne üçüncü ucu yine bumbaya bağlı küçük bir (uzun kenar = en çok 1/3 bumba) rüzgar dümeninin kullanılması yararlıdır.

Halat koç boynuzuna geldiği yönün zıt başından "asla yatay döndürmeden" sekiz yaparak bağlanmalı, sürtünme gücü yeterli halatlarda "1" diğerlerinde "2" kazıkbağı ile bağlanmalıdır. Bedenin kalanı tekrar volta edilerek hızlı eylem gereken durumlara çapariz yaratılmamalıdır. 
Motor, doğa şartlarından etkilenmeyecek biçimde kumanda edilmelidir.


Rüzgarlarınız kolayına, pruvalarınız hep neta olsun...


devamını oku →

Bodrum'da Günlük Haftalık Yelken Gezileri

2 - 3 saatlik ve günlük,

Birkaç günlük veya haftalık yelken gezileri...




Bodrum Milta marinada (merkezde) Marina Yacht Club ve Sünger Pizza önünden hareket ile Bitez, Aspat, Gümüşlük, Karaada, Orak adası, Akyarlar, Çökertme civarında yelken yaparak günün yorgunluğunu atabilir, güneşi huzur içinde yelken yaparak batırabilir ve yelken sonrası parti ve sohbetlerimize katılabilirsiniz.
Sabah marinada şahane bir kahvaltı ve gece Bodrum eğlencelerine katıldıktan sonra teknede veya otelde kalabilirsiniz.

Teknemiz 15,5 m boy 4,6 m en BAVARIA fiber yelkenlidir. (5 kamara, 3 wc/duş, air condition)

Gezi saatlerini ve günlerini size özel organize edebiliriz.

Arkadaş ve sevdiklerinize unutamayacakları bir yelken gezisi hediye edebilirsiniz.



iletişim...e-mail..worldsailingclub@gmail.com

www.worldsailingacademy.com/tr

http://www.facebook.com/groups/227421712921
devamını oku →

Marmaris'de SOLLARE SAİLİNG özel bir yelken okulu...

Sabine Dedeoğlu ve Tayfun Öztuna tarafından kurulan  SOLLARE SAILING ; 2010 senesinden itibaren yelken ve denizcilik kurs ve gezi programlarına Marmaris çıkışlı devam ediyor.  


Yelken Bölgesi

Sabine DEDEOĞLU
1965 yılında Münih’te doğdu.
1989 senesinde Turizm ve Otel-Restoran Yöneticiliği bölümden mezun oldu.
1990 - 2001 seneleri arasında Antalya bölgesinde turizm sektöründe çalıştı.
2003’ de Türk vatandaşlığına kabul edildi (Sabiha Dedeoğlu olarak).
Hayatı boyunca judo, masa tenisi, hentbol, kayak, yüzme, rüzgar sörfü ve yelken başta olmak üzere spora hep meraklı oldu.
10 yaşında yelkene başladı daha sonra Baltık Denizi ve Akdeniz’de yelkenciliğini geliştirdi.
2002 senesinde IYT Master of Yachts Coastal Instructor lisansını (Kıyı Yat Kaptanı Eğitmenlik Belgesi) ve IYT Master of Yachts Offshore belgesinini (Uzun Yol Yat Kaptanı) aldı.
2002 -2006 senelerinde International Sailing School Marmaris’de eğitmenlik yaptı.
2006 senesinde Tayfun Öztuna ile beraber skippertraining (deniz eğitim ve yelken programı ) başladı.

Sabine Dedeoğlu Kaptan olarak 50 den fazla yelken yarışına katıldı ve 35.000 den fazla deniz milini arkasında bıraktı. Denizde 800’den fazla kişiyi yelken ve denizcilik konularında eğitti.

Tayfun ÖZTUNA
1953 İstanbul doğumlu; Türk ve Alman vatandaşı.İstanbul Üniversitesi Fizik Matematik mezunu, Master çalışmalarını Hannover Teknik Ünivertesinde yaptı.
Denize olan büyük ilgi 7 yaşlarında başladı. 15 yaşında ilk motorlu teknesi kavuştu, ilk hobi yelkenciliği bu yaşlarda başladı.1980’de windsörfe başladı, sonra IWA (International Windsurfing Association) Instructor belgesini ve Waterski Instructor (su kayağı eğitmen) belgesini aldı.
Almanya’dan (DSV) Kanada’dan CYA ve Amerika’ dan IYT Yachtmaster Offshore lisansların sahip oldu.
1986’dan sonra Marmaris büyük turistik tesislerde su sporları merkezleri kurup, çok sayıda denizciye eğitmenlik hizmetleri verdi.
1990’dan beri aktif olarak uluslararası yat yarışlarına katılıyor.
MIYC’ de (Marmaris International Yacht Club) Yönetim Kurulunda bulundu.
Yelken yaptığı denizler: Kuzey Denizi, Baltik, Ege ve Akdeniz.Arkasında onbinlerce denizmili bıraktı.

Yelken programı, 
fotoğraflar ,yorumlar ve iletişim için ..
---> http://sollaresailing.com/ 
devamını oku →

Cumhur Gökova, hocaların hocası ile yelken öğrenin..

1970-1976 yılları arasında Dünya seyehati yapmış, 20 yaşında Atlantik Okyanusu'nu geçmiştir. Yelken ile dünya gezisi yapan ikinci Türk unvanını taşır (Birincisi Sadun Boro). Çok sayıda yelken eğitmeni yetiştirmiş olması nedeniyle Türk yelkenciliğinde "Hocaların Hocası" olarak anılır.

Türkiye'de ilk Kadınlar Yelken Takımını kurmuş, ARC 2005 yelken yarışında Türkiye'ye ikincilik getirmiş, Türkiye Olimpiyat Komitesi tarafından ödüllendirilmiştir.

1969 Yılında kurulan, Dünya yelken okulları ve belgeleri otoritesi kabul edilen ISSA ( INTERNATIONAL SAILING SCHOOLS ASSOCIATION) Dünya nın 32 ülkesinde bulunan 3.500 okulundan ''Gökova Yelken Okulunu'' Eğitmen eğiticisi kabul etmiş ve belgelendirmiştir.


Yelken programı ve diğer detaylar, iletişim için http://www.gokovasailing.com/ ...
devamını oku →

Laser 4.7 Gençler Dünya ve Avrupa Şampiyonu Anıl ÇETİN


Laser 4.7 Gençler Dünya ve Avrupa Şampiyonası Temmuz 2013'de Macaristan'da yapıldı. 
Macaristan'ın Balaton Gölü'nde düzenlenen şampiyonaya 245 sporcu katıldı. Şampiyonada Bodrum Belediye Yelken Kulübünden Anıl Çetin, 18 yaş altında dünya ve Avrupa sıralamasında birinciliği elde etti.



Aynı kategoride yarışan Türk sporculardan Selim Hekimoğlu 4., Can Obuter 7., Mehmet Duran Dinç 12., Uğur Esen de 18. oldu.



Çifte şampiyonluk yaşayan Anıl Çetin, yaptığı açıklamada, yakaladığı şampiyonlukların haklı gururunu yaşadığını belirterek, "Ülkemi en iyi şekilde temsil ederek şampiyon olduğum için çok mutluyum. Başarımda emeği geçenlere ve bana büyük destek olan takım arkadaşlarıma teşekkür ederim" dedi.







devamını oku →

Büyük Yarış Başlıyor..Start 12 Temmuz Cuma 16.00 Çengelköy..

İki boğaz ve iki denizde gerçekleşecek yılın en uzun rotalı mücadelesi olan Deniz Kuvvetleri Kupası’nda start 12 Temmuz Cuma günü saat16.00’da Çengelköy’den verilecek. 

TAYK tarafından bu yıl 42’ncisi düzenlenen yarışa 58 tekne kayıt vermiş durumda. Deniz Harp Okulu geçen yıl olduğu gibi Bordo 60 sınıfı iki teknesiylekatlıyor.
“Büyük Yarış” için son hazırlıklar gözden geçiriliyor. Bugün Ataköy ve Kalamış marinalarında yatlarda güvenlik ekipmanlarının kontrolleri yapılacak. 
Yarışın en kalabalık grubu, 24 tekne ile IRC1 sınıfı. IRC2’de 13, IRC3’te 12, IRC4’te 4 ve Desteksınıfında da 5 olmak üzere toplam kayıt veren tekne sayısı 58’e ulaştı. Bu sayı geçen yıl 56 idi.

Ancak bu yıl bazı “tanıdıkları” göremeyeceğiz. 

Levent Özonur, FarrAway’ını getirmedi. Aydın Yurdum da Goblin 3’ü yarışa sokmadı. Melges 32 Uka Uka’sında “güvenlik” konusunda organizasyonla bazı sıkıntılar yaşayan Targan Hazarhun,Büyük Yarış’a girmeyeceğini BAYK Kış Trofesi’nin kapanışında ilan etmişti. Sponsorları ile yapılan anlaşmalarında yer almadığı için Avea-İstanbul Yelken de mücadeleye katılmayanlar arasında. 
Buna karşılık Ahmet Eker, biri A35, diğeri SunFast 3200 modeli iki teknesiyle yarışa girecek.Ciciko’sunu Ahmet Eker’e sattıktan sonra geçen yılı “boş” geçiren Nikola Çerkezo, yeni teknesiDehler 41 Ciciko 2’si ile start hattında yer alacak.


“İRİ”LER ARASINDA BİR YABANCI VAR

“İri Abi”ler grubunda 1.392’lik reytingi ile Bülent Atabay’ın Orient Express VI’sı bu yıl da ilk sırada. En yakın rakibi Gürhan Tüker’in 1.371 reytingli Korza’sı onu izliyor. DHO’nun Bordo 60 Tayfa II’si1.333, diğer Bordo 60 Rota’sı 1.332’lik reytinge sahip. “İri”ler arasında bir de “yabancımız” var. O daKarl Enzler’in 1.267’lik reytingi ile Baltic 56 Lurigna’sı…

ASIL ÇEKİŞME FARR 40’LAR ARASINDA YAŞANACAK

6 adet Farr 40 ise IRC1’in “hızlıları” arasında IRC1’de mücadele edecek. 
FarrFara (FarrFara Ekibi/Erhan Uzun), Boreas İzmir Yelken Akademisi (Kaan Özgönenç), Flying Box-Lemon Arkas (Pamir Sezener) güneyden geldi. İstanbul’dan katılanlar ise Borusan Racing-Çılgın Sigma (Bülent Demicioğlu/Bora Gümüşdal), Alvmedica 2 (Cem Bozkurt/Sinan Sümer) ile 7 Bela (7 Bela Ortaklar/Ahmet Gürsel Öztürk). 

EN KÜÇÜK,EN YAŞLI…

Filonun en küçüğü ise IRC4’teki Akfen-Lady Antioche. Özcan Özverim’in Dufour 30’unun reytingi0.868. “En kıdemli” tekne ise kuşkusuz Deniz Durmay/Engin Deniz’in IRC2’de yarışacak olanBluewind’i… 

BRİFİNG NOTLARI

İstanbul-Bozcaada-Çeşme rotasında “Deniz Kuvvetleri Kupası”, Çeşme koyiçi yarışları veÇeşme-Didim rotalı Çakabey 923 ile “Doğu Ege Yelken Haftası” olarak anılan Büyük Yarışhakkında ekiplere Fenerbahçe D/G İstasyon Komutanlığı’nda bir brifing verildi.

TAYK Genel Müdürü Cahit Üren’in verdiği brifingdeki bazı önemli noktalar şöyle:
Gelibolu’ya 20 deniz mili mesafeye giren yatlar, seyir güvenliği açısından VHF Kanal 11’i kullanarak Sektör Gelibolu’ya çağrı yapacak, kendisini tanıtacak ve plotlanmasınıisteyecek.
Gelibolu’ya yaklaşırken VHF Kanal 11, Çanakkale Boğazı’nda VHF Kanal 12 ve Kumkalebölgesinde (Çanakkale Boğazı çıkışı) VHF Kanal 13’deki telsiz görüşmeleri takip edilecek veuyarlar dikkate alınacak.
Çanakkale Boğazı’nda trafik hattının sancağında kalmaya dikkat edilecek.
Nedeni ne olursa olsun yarıştan çekilen bir tekne “terk” kararını mutlaka Yarış Komitesi’netelsiz veya cep telefonu aracılığı ile gerek olursa ara istasyon kullanarak bildirecek.
Yarışlardan sonra deklarasyon formu doldurularak Yarış Komitesi’ne teslim edilecek.(Çeşme koyiçi yarışlarında bu işleme gerek yok).
Protesto veren bir tekne, kırmızı (Burak) flamasını finiş yapana ve protestosunu komiteye bildirdiği ana kadar tokada tutacak. 


DENİZ KUVVETLERİ KUPASI VE DOĞU EGE YELKEN HAFTASI PROGRAMI

Deniz Kuvvetleri Kupası: Çengelköy-Bozcaada-Çeşme (265 DM)

12 Temmuz Cuma16.00: Dz. K.K. 1. Etap Start (Çengelköy)

13 Temmuz Cumartesi-Bozcaada’ya varış /19.00: Dz. K.K. 1. Etap Ödül Töreni
(Konaklama: Bozcaada Limanı)

14 Temmuz Pazar 09.00: Dz. K. K. 2. Etap Start (Bozcaada)

15 Temmuz Pazartesi-Çeşme’ye varış (yarış yok)


Doğu Ege Yelken Haftası / Çeşme ve Çeşme-Didim

16 Temmuz Salı 05.00: 2. Etap Zaman Sınırı (Tüm sınıflar)
- Çeşme Koyiçi 1. Gün ICYC Yarışları (2 yarış)
- Dz.K.K. ve DEYH 1. Gün Ödül Töreni (Çeşme Marina Hayal Kahvesi)

17 Temmuz Çarşamba - Çeşme Koyiçi 2. Gün Yarışları (2 yarış)

18 Temmuz Perşembe 11.00: Çakabey 932 Yarışı Start (Çeşme-Didim)

19 Temmuz Cuma- Didim Varış
- DEYH Ödül Töreni (D-Marin Didim)

Kaynak: TurkSail


devamını oku →

Neyi Kutlayacağız! Denizlerimiz de Limanlarımız da Bizim Değil Artık!

Banu AVAR yazmış...

"Osmanlı döneminde denizlerimizde şehir hatları vapurlarından tutun da tüm yük ve yolcu taşıma hakları yabancılara aitti…

Osmanlı devleti, yabancı devletlere KAPİTÜLASYON hakkı vererek tüm taşıma haklarını yabancı bandıralı gemilere devretmişti..

Türklere deniz ticareti de, yolcu taşımacılığı da, kendi karasularını kullanmak da yasaktı!

Cumhuriyetin ilk yıllarında ardarda gelen isyanlar, ayaklanmalar iç ve dış hainlerin türlü saldırılarıyla boğuştu yeni Cumhuriyet..

20 Nisan 1926’da Lozan Anlaşması çerçevesinde denizlerimizde işletme hakkı Türk milletine kazandırıldı. 1 Temmuz'da bu hak kanunlaştı.


Bu hak ile tüm denizlerimizde, limanlarımızda tüm deniz araçları ve bunların işletme hakları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının oldu ve Türkiye’nin denizleri Türklerin kullanımına açıldı.


BUGÜN MÜ?


Denizlerde Osmanlı Kapitülasyon şartlarına geri dönülmüştür!

Yük ve yolcu taşıması yabancı bandıralı gemilerle yapılmaktadır.. Yabancı bayraklı gemilerle taşımacılık özendirilmiş, Türk bayrağıyla işletmecilik zulüm haline getirilmiştir..

Şehir hatları işletmesi satılmak üzeredir…

Hemen hemen tüm limanlarımız yabancıların eline geçmiştir.

Amatör denizcilerin teknelerinin arkasında sadece Amerikan bayrağı sallanır hale gelmiştir..

Güney sahillerinde İngiliz, Alman, Fransız şirketlerinin hükmü sürmektedir..

1 Temmuz! 86 yıl sonra deniz işletmeciliğimiz yine Batının elinde! Kabotaj bayramınız kutlu olsun!

devamını oku →